20 Ekim 2008 Pazartesi

Seferihisar ve Birazcık Değişiklik


Efemm yukarda görmüş olduğunuz fotoğraf 'Fotoritm' dergisinin Ekim sayısında alınmış olup, aslen Grace WESTON' a aittir.Bayıldım, çok yaratıcı buldum ve sizlerle bundan sonra blogumda paylaşmaya karar verdim.




Gelelim Seferihisar'a.. İki yıldır bu şirin beldeyi Urla diye yutturmaya çalışan, bizi de kafa karışıklığının denizlerinde boğan Kavak Yelleri nihayet insanları kandırmayı bıraktı.Biz de sırf sizler için gittik, gördük, gezdik.




Teos antik kentinin bulunduğu Seferihisar, hafta içi ve bu mevsimde sakin sayılabilecek bir balıkçı kasabası esasen.Şehir merkezi olan Sığacık'ta denize girilecek uygun bir plaj bulunmuyor.Sığacık'a girer girmez sizi önce yanyana sıralanmış salaş balık lokantaları, sonra da marina karşılıyor.Arabanızı marina yakınlarına park edip yürüyerek en fazla yarım saatte dolaşabilirsiniz Sığacık'ı.Biz de aynen öyle yaptık.Ara sokaklara daldık hemen.Diziyi izleyenler bilir, ana caddeye bakan bir kemer var, o kemerden geçer geçmez ilk ev Aslı'ların evi :) Yürüdükçe bu eve benzer, bir çok beyaz ve mavinin tüm şirinliğiyle kendini gösterdiği ege evleri gördük.Sokaklarında kedi ve köpekleriyle gerçekten küçük bir yerleşim burası.Surların iç tarafına, kale içine geldiğimizde merdivenlerden tırmanarak surların üzerine çıktık.Olduğumuz yerden tüm beldeyi görmek mümkündü.Yukarıda da yazdığım gibi burası tam bir balıkçı kasabası, iskelesinde tekneleri ve bol bol fotoğrafladığım denizin içinde balık tutan insanlarıyla.Deniz o kadar sığ ki bu ismi boşuna almamış.



Surlardan inip bir süre deniz kenarında yürüdük.Suyun içinde o kadar çok balık var ki, sanki elinizi uzatsanız birkaçını yakalayıvereceksiniz.Bu kadar balık ve balıkçının olduğu yerde kedi eksik olmaz tabi.Yürüyüşümüzü tamamlayıp seyirli bir banka yerleştik.Teos'a gitmeden önce biraz mola verelim dedik.



Fakat Teos bizim için tam bir hayal kırıklığı oldu.Sebebiyse antik Yunanda'da çok büyük ve önemli bir medeniyet olan Teos'un son derce bakımsız ve yapayalnız olmasıydı.Görebildiğimizi tek şey liman kalıntıları ve bir kaç sütunu daha çalınmış bir tapınak.Evet bir kaç sütunu daha çalınmış! Böyle keşif gezilerinde yanımızdan eksik etmediğimiz Ekin Yayıncılığın Gezi Türkiye kitabındaki aynı tapınağın fotoğrafında sütun sayısı daha fazla.Bir de Teos'un güzel bir tiyatrosu varmış fakat mandalina bahçeleri arasında kaybolmuş.Liman kalıntıları da denize girecek kadar yaklaştığınızda kendilerini belli ediyorlar.Kültür Bakanlığı'na kızmamak elde değil.Böyle önemli kalıntılar mandalina bahçeleri, zeytinlikler ve yazlık siteler arasında kaybolup gidiyor.

Seferihisar'ın denize girilen yeri Ekmeksiz plajı.Deniz turkuaz, kumu ince, görece sığ.Ama küçük bir plaj.
Sonuç olarak Seferihisar, Çeşme'den Kuşadası'na giderken uğranılabilecek şirin bir durak.Ama hepsi o kadar.

Bizim için günün en güzel sürprizi ise bu flamingolardı.



13 Eylül 2008 Cumartesi

Kıymalı Kaşarlı Pide ve Mezeler



Kesin döndüm, bitti o ''Cee'' deyip kaçmalar.

Blog aleminde yokken neler yaptığımı, nereleri gezdiğimi bir sonraki posta saklıyorum.Emin olun anlatılacak çok sözüm birikti.

Dönelim bugünkü lezzetimize.Efendim, malum Ramazan ayındayız, yemek yapmaya, yemeye, ağzımızın tadına da pek düşkünüz ya; ne koklasam canım çekiyor oruçluyken! İnsanın canı aynı anda 10 şey birden çekebilir mi? Çekebiliyormuş, anlamış bulundum.Dün işten eve döndüğümde apartmanın girişi fena halde kıymalı pide kokuyordu.Hemen monologlar:

''Şimdi sipariş versem, iftarda zaten işleri başlarından aşkın olur, kesin geç kalır.Daha önce hiç yapmadım, acaba yapsam güzel olur mu?Amaaan ne kadar kötü olabilir ki? En iyisi evde yapmak, hamuru için birkaç blog tarasam yeter..''

Eve girer girmez açtım bilgisayarımı, başladım pide hamuru için en ideal karışımı araştırmaya. Tariflerin genelinde yaşmaya vardı.Ama benim hamurum makinede yoğrulacaktı, yani hem instant maya kullanmalıydım hem de bu arada ben harcımı ve pideyle kanka mezeleri hazırlayacaktım. Birkaç blog ve forum taramasından sonra kendi hamur tarifimi ortaya çıkardım. Bilgisayarı kapattığım gibi işe koyuldum.

KIYMALI KAŞARLI PİDE (8 pide için)

Malzemeler:(Hamur için)


  • 3 su bardağı un (makine için cup)

  • 1/2 su bardağı ılık su

  • 1/2 su bardağı süt

  • 1 yumurta

  • 1/2 çay bardağından az mısırözü yağı

  • 1 çay kaşığı toz şeker

  • 1 tatlı kaşığı tuz

  • 1+ 1/2 tatlı kaşığı instant maya

Harcı için



  • 350 -400 gr kıyma (dana- kuzu karışık kullandım)

  • 2 büyük boy soğan

  • 4 sivri biber

  • 2 orta boy domates

  • 1/2 demet maydonoz

  • 1 çorba kaşığı mısırözü yağı

  • Tuz, karabiber

  • 250 gr kaşar/ dil peyniri

Hamur malzemelerini ekmek makinama atıp hamur yoğurma programında çalıştırdım.Hamurum hazırlanırken soğanları parçalayıcıda rende kıvamına gelene kadar çektim.Domatesleri minicik küpler halinde doğradım.Biberleri ince ince dilimlere ayrıdım.Maydonozu incecik kıydım.Tüm bu malzemeleri derin bir kapta kıyma baharatlar ve yağla karıştırdım.Bu arada kaşar peynirini de rendelemeyi unutmadım.


Hamurum hazır olunca unladığım tezgahta üzerine bastırarak fazla gazını aldım.Sekiz bezeye böldüm.2 fırın tepsime bu kadar pide sığdırabileceğim için bu kadar beze yaptım, sizin daha fazla tepsiniz varsa ya da daha küçük pideler yapmak isterseniz daha fazla bezeye bölebilirsiniz.


Bezelerimi tepsilerin boyunda oval olarak açtım.İç harcı, açılmış bezeyi tepsiye alıp yerleştirdim.Kenarlarını kapadım.Parmaklarımla harcı düzelttikten sonra, ıslak parmaklarımı katladığım kenarların üzerine hafifçe sürdüm.Bütün pideleri bu şekilde tepsilere yerleştirdikten sonra 180 C'de ısıttığım fırına 2 tepsiyi altlı üstlü yerleştirdim, 10 dakikada bir yerlerini değiştirerek pişirdim.Pideler iyice kızarınca üzerlerine kaşar serptim.Kaşar eriyinceye kadar pişmeye devam ettiler.Pişerken yaydığı kokular eşimi de beni de bayıltacaktı, lezzeti kokusundan belliydi hakikaten.Fırından çıkarır çıkarmaz yiyemedik, çünkü iftara daha vakit vardı, o yüzden klasik gazete ve mutfak beziyle ısıyı koruma yöntemini uyguladım.


Piştiğinde dışı hafif çıtır ama yenmesi çok kolay ağızda dağılan pidelerimiz olmuştu.E bu pideler tek başına gitmezdi elbet, yanında kankalarına ve annemin nefis kornişon turşusuna da İhtiyacı vardı.


ACILI EZME (aşağı yukarı 1 nutella kavanozunu dolduracak kadar)


Malzemeler:



  • 1 küçük soğanın yarısı (isteğe göre sarımsak da eklenebilir)

  • 1 orta boy domates (kabuklu kullanılacak)

  • 1 tutam maydonoz

  • 1 sivri biber

  • 2 çorba kaşığı domates salçası

  • 1 tepeleme çorba kaşığı biber salçası

  • 1+1/2 çorba kaşığı zeytinyağı

  • Tuz, eğer biber salçanız tatlıysa acı pul biber

Tüm malzemeleri parçalayıcıya atıp bildiğiniz acılı ezme kıvamına gelinceye kadar çekin. İşlem bu. Tarifi birkaç yıl önce, rehabilitasyon merkezinde çalışırken, bir sosyal hizmet uzmanı arkadaşım vermişti.Benim sevdiğim acılı ezme tarifine tam denk düşüyor.Yoğun biraz, siz daha sulu isterseniz salça miktarlarını azaltabilirsiniz.


HAYDARİ (1 kase için)


Malzemeler:



  • 2/3 kase yoğurt

  • 1+1/2 kaşık eritme peyniri ya da çok yumuşak yağlı beyaz peynir

  • 1 tatlı kaşığı nane

Tüm malzemeleri, peyniri ezerek çatalla karıştırın.Peynirin içinde topak kalmasına izin vermeyin yeter.


Biz tüm bunları yerken kendimizi kaybettik, farketmeden 2şer pideyi mideye indirivermişiz.Şöyle üzerine limon sıkıp, mıımmmh...Geri kalan pidelerin ancak 1,5unu sahurda tükettik, geri kalanını derin dondurucuya attım muhtelif zamanlarda tüketmek üzere.Şiddetle tavsiye ediyorum, afiyet şeker olsun yapıp yiyenlere.

21 Haziran 2008 Cumartesi

Kahvaltıda Domates Keyfi



Nihayet domateslerimiz kızarmaya başladı.Biz, Gururla Denizli'ye giderken sadece bir tane domatesimiz pembeleşmişken, döndüğümüzde bir de baktık ki artık kıpkırmızı ve olgun bir kiraz domates salkımımız olmuş.Minicik olsalar da lezzetleri harika.Bu sabah kahvaltıda yedik ilk mis kokulu, şeker gibi mahsullerimizi.Devamı gelecek inşallah.Daha kalabalık bir salkım pembeleşmeye başladı bile, sabırsızlıkla onu bekliyorum.



Artık okulum tatile girdi, bol bol vaktim olacak.O yüzden bu, şimdilik kapıdan bir merhaba olsun.Devamı mutlaka gelecek, bu kez kandırmıyorum :)

27 Mayıs 2008 Salı

Henüz Kızarmamış Yeşil Domatesler


Bir film vardı bu başlığın orijinali; Kızarmış Yeşil Domatesler.Katie Bates oynuyordu, hani şu Stephen King romanından senaryolaştırılmış ''Misery'' filmindeki manyak kadın.Dostluk, sevgi..vs konular had safhadaydı bu filmde.Başları biraz sıkıcı olsa da doğrusu etkileyici bir filmdi.
Neyse efendim, konumuza gelirsek, yukarıda fotoğrafta görmüş olduğunuz domatesler hergün tarafımdan sulanmaktadır.Ayrıca ne zaman toplu iğne başı büyüklüğünde yeni bir domates görsem çığlığı basarak büyümelerine katkıda bulunmaktayım.Son zamanlarda en büyük zevkim balkonumdaki bu kiraz domateslerle ilgilenmek.Bayılıyorum çiçeklerine, minik minik meyvelerine, her sabah beni yeni bir domatesçikle şaşırtmasına.Küçücük gövdesi üzerinde 20ye yakın domates taşıyor şu anda, boyu 30 cm var yok.Aman maaşallah diyeyim, gözüm gibi bakıyorum onlara, nazar değmesin sakın.Kızarmaya başlasınlar diye gözetliyorum hergün onları, özel güneş banyoları yaptırıyorum ama peeeh!Bizimkiler hallerinden pek memnun, ekmek elden su gölden saksılarında yaşayıp gidiyolar.Bir tane kızarmış bulsam atıvereceğim hemen ağzıma.Mis gibi domates kokuyorlar, hormonlu domatesleri yiye yiye unuttuğumuz kokuyu duydukça ağzım kulaklarıma varıyor, gidip gidip kokluyorum.Düşündüm de, galiba benim anneliğim hiç çekilmez.İki domates yetiştirdim diye gelip gidip dürtüyorum; zavallı çocuğum annesinin dürtmelerinden, mıncıklamalarından uyuyup da büyüyemez diye korkuyorum.
Domateslerime eşlik eden bir de salatalıklarım var, ama onlar henüz sağlam birer fide olma çabasındalar.İlk ürünlerini vermeye başlaşın, sizlerle hemen paylaşacağım.Urla'dan bahsetmek istiyordum ama saat çok geç oldu.Yarın söz..

26 Mayıs 2008 Pazartesi

Ot Köftesi


Döndüm arkadaşlar, ama bu zamandır dönüşüm muhteşem olsun diye bekliyormuşum meğer.Pazartesi, haftanın ilk günü, başlangıç için güzel bir gün.Haftasonum dolu dolu geçti.Önce Urla, sonra Selçuk ve Şirince. Yediklerim, içtiklerim; gezip gözdüklerim hepsi sizin olacak.Ama önce annemin muhteşem ot köftesi:




Malzemeler:


1/2 kg ıspanak

2 bağ pazı/labada

1/2 kg gelincik otu

5 kaşık un

6-7 yumurta

sarımsak, tuz, kimyon


köfteleri şekillendirmek için 2-3 kaşık un

kızartmak için sıvıyağ




Efendiiiim, öncelikle otlarımızı ince ince, salataya marul doğrar gibi doğruyoruz.Derin ve büyük bir karıştırma kabımız olursa iyi olur.Üzerindeki toz toprak gidene kadar iyice yıkıyoruz.Karıştırma kabımıza alıyoruz.Üzerine un, yumurta, tuz ve baharatları ekliyoruz.Kaptaki tüm malzemeleri parmaklarımızla karıştırıyoruz.Sakın yoğurmayın! Parmaklarınızı önce ''hımm nefis!'' hareketi yapar gibi birleştirin, sonra biraz aralayın.İşte aynen öyle olsun eliniz malzemeleri karıştırırken, bi de parmak uçları yere baksın.Büyükçe bir tepsiye unu koyun hafif sallayarak yaydırın.Köfte harcından bir miktar alıp elinizde çok sıkmadan top haline getirin.Topun büyüklüğü tenis topundan biraz küçük olsun.Yaptığınız topları unlu tepsiye koyun.Üstüne hafifçe bastırıp yassılaştırın.Her iki tarafını unlayın.Kızgın yağda kızartın.Sonra da parmaklarınızla birlikte yiyin.







Şimdi yemeğimizle ilgili bazı ip uçları:




  1. Harcınız çok cıvık olmasın.Otları bir arada tutacak kadar olsun yeter.Yumurta konusunda ayarlamayı göz kararınıza bırakıyorum.

  2. Sarımsağı bol olsun, kokusu kendini hissettirsin.

  3. Cevizli lokumla birlikte enfes oluyor.

  4. Bu benim en sevdiğim yemeklerden biridir.Bahar otlarıyla yapıldığından yılda 1-2 kez ancak yenilir.Mesela annem arada otlarda değişiklik yapıyor.En son yaptığında balık otu yaprağı vardı.Tadı yine muhteşemdi.

  5. Sanırım başka yerlerde de yapılıyor benzerleri, ama bu köfte Gemlik, Umurbey'den.